Çocukla Tatil

Bir tatil düşünün. Sabahtan akşama kadar güneşlendiğiniz, istediğiniz zaman kahvenizi içtiğiniz, istediğiniz zaman kitabınızı okuduğunuz ve istediğiniz zaman denize girdiğiniz. Gecenin bir vakti bile kendinizi serin sulara atabildiğiniz. Muhteşem gözüküyor dimi?

Peki, biraz daha değiştirelim, artık bir çocuğunuz da var. İstediğiniz zaman kahvenizi içemiyorsunuz, istediğiniz zaman kitabınızı saatlerce rahat rahat okuyamıyorsunız ve istediğiniz zaman denize giremiyorsunuz.

Hikayeniz birden şöyle değişiveriyor. Çocuğunuzun uyku saatlerine göre program yapmak, çocuğunuza uygun program yapmak, çocuğunuzun istediği şekilde program yapmak. Yorucu mu? Evet. Zor mu? Evet. Bunun adına tatil denir mi hiç? Ben ne anladım böyle tatilden. Evimde otursam daha az yorulurdum, çocuğumun peşinde oradan oraya koşmaktan helak oldum.!!! Diyenleriniz olacaktır ve çocuğunu evde bakıcısıyla ya da anane babaannesiyle bırakıp tatile gidenleriniz olacaktır. Saygım sonsuz ama böyle bir düşünceyi hiçbir zaman anlayışla karşılamamı beklemeyin. Çevremde benim de var tanıdıklarım. Çocuğunu evde bakıcısıyla bırakıp karı koca mis gibi tatile çıkan tanıdıklarım. Yine saygım sonsuz ama anlayışım sıfır benim. Neden mi?

Pedagojik açıdan uygun değil. Pedagogların da belirttiği gibi anne, bebeğinin yaşından +1 gün uzak kalabilir çocuğundan. Daha fazlası çocuğun ruhsal gelişimi için sağlıklı değildir. E böyle bir durumu tatil için mi kullanmak yoksa daha akıllı mantıklı bir neden için mi kullanmak, kararı size bırakıyorum.

Duygusal açıdan yaklaşacak olursam konuya, ben çocuğum olmadan yapacağım tatilden ne anlarım ki.Nefes alamazken onsuz, bırakayım da onunla koşuşturmacadan nefes alamayayım.

Belki de önemli olan o hazza erişmek. Onsuz o hazzı yıllarca yaşamadık mı? Yıllarca her gittiğimiz tatilde istediğimizi yaptık. Yetmez mi? Şimdi bambaşka bir haz yaşayıp, bu bambaşka tatili keyifli hale getirmek değil mi önemli olan? Bunun içinde “Nasıl haz alacağım?” diye düşünmeye bile gerek yok. Çocuğunuzun yüzündeki bir gülümse o hazzın kralını yaşatmaz mı biz annelere.

Peki benim çocukla tatil anlayışım nasıl? Eski tatil düşncelerimden bambaşka aslında. Öyle çok yıldızlı binlerce kişilik oteller değil artık. Daha samimi, daha sıcak, çevredeki güzel enerjileri hissedebileceğimiz bir tatil. Tek tip giyinmiş insanlar, yemek yemek için çılgınca sıra beklemek değil benim beklentim. Mutfağına girip, “Ne var bugün yemekte diyebilmek”. Belki de botanik bahçesinden domatesini, biberini koparıp “Bunları da dahil edelim mi yemeğimize diyebilmek”. Tek tip giyinmiş görevlilerin size gelip memnuniyet anketi doldurttuğu değil de, otelin sahibinin de, garsonunun da gelip masanıza sohbet edebildiği bir ortam.

E böyle bir ortamda denizin çocuğa uygun olması çok önemli. Rüzgar sörfü yapılan bir semte gidip tatil yaparsanız, denize giremedik ama havuzu çok güzeldi dersiniz. Halbuki havuz hiç tutabilir mi denizin yerini. Deniz ile çocuğunuzun derinlik algısından tutun da birçok algısı gelişir, siz istediğiniz kadar olsun havuz olimpikti ama diyin.

Yiyecekler konusuna gelecek olursak, evet benim kafam çok karışık. Evimizde o kadar titizlenirken hazırladığımız yiyeceklerine, binlerce kişiye aynı anda yemek çıkaran bir ortamda ister istemez sorguluyor insan. Hele ki siz de benim gibi beş yıldızlı otellerde görev yapmış bir aşçının itiraflarını okuduysanız. Umarım doğru değildir bu yazılanlar diyerek, merak edenler için bu itiraflardan bir kısımını paylaşayım:

”Eğer her şey dahil sistemin uygulandığı bir otelde tatil yapacaksanız kulak kabartınız. Aşağıdakileri peşinen kabul etmiş oluyorsunuz.

Kırmızı et olarak genelde hindi eti kullanırız. Bu da yapısı gereği fazla süner. Ne kadar pişirirseniz pişirin elastiki bir yapısı vardır. Müşteriler genellikle çok az pişmesinden şikayetçidir.

Balık olarak Alabalık ya da Kuzu Balığı vardır. Kuzu Balığı da tercihen tuzda pişmiş olarak verilir. Aslında tükettiğiniz şey, köpekbalığıdır. Ben hiç kuzu balığı pişirdiğimizi hatırlamıyorum. Tuzda pişirmemizin nedeni, lezzet farklılığını ortadan kaldırmaktır.

Bir gün akşam büfesinde kalan 50 – 60 kg. eti, tabii ki çöpe atmıyoruz. Bu, müsrifliktir. Stajyerlere sosu yıkatıyoruz ve başka bir sos ile bağlayarak ertesi gün büfeye sunuyoruz. Örneğin Demiglace sos ile pişmiş bir yemeğin etlerini alıp Hollandez sos ile tekrar büfeye sunuyoruz.

Pastane bölümü… Hani bir pastaneye gittiğinizde vitrindeki o devasa boyuttaki tatlıları gördüğünüzde ve fiyatını sorduğunuzda içinizi tuhaf bir sevinç kaplar ya… Eve gittiğinizde tüketirsiniz, tadı da çok lezzetlidir ya hani…

Bir akşam önceden kalan artıkları çocuklar büfeden toplar, pastanedeki demi chef’ler bu tatlıları bir güzel yoğurur ve akabinde üzerine pralin, damla drop, çırpılmış krema, en sonunda da meyve aromalı krem şanti ekleyerek tekrar büfeye gönderirler.

Kasaphanede işler, bütün gelen parçalara bakar. Genelde köftelerde dana döş ve gerdan kullanılır. Eğer menüde Adana Kebap ya da Urfa Kebap var ise yemeyiniz. Tekrar söylüyorum, her şey dahil sistemin olduğu bir otelde Adana Kebap yemeyiniz. Elinizi bile sürmeyiniz.

Soğuk bölümünde ise işler çığrından çıkmıştır. Genel olarak, yapılan portör muayenelerinde gaita oranı çok yüksektir. Bunun nedeni, mutfak personelinin hijyeninin yanı sıra mayonez içerikli yiyeceklerin bu bakterilerin gereğinden fazla üremesini sağlamalarıdır. 2000 kişilik bir otelde yapılan rus salatasını, aşçıların elleriyle harmanlamadığını düşünmez birazcık saflıktır.

Eğer Türk Gecesi var ise ve menüde çiğ köfte de mevcutsa hemen koşa koşa gidip atlamayın. Önce bir düşünün. 1 kg. çiğ köfte 2 saatte yapılıyor. Orada bulunan çiğ köfte en az 20 kg.’dır. Eğer tam kıvamında olduğunu düşünüyorsanız işler sandığınızdan daha kötüdür. Stajyerler ayaklarına poşet giyer ve büyükçe bir kazanın içinde bir güzel yoğururlar. Kıvamı mükemmel oluyor ama tadını bilmiyorum. Müşteriler iyi olduğunu söylüyor.

Mümkün olduğunca şov olarak tabir edilen, o anda hazırlanan yemekleri tercih edin. Sıra bekliyorsunuz, biliyorum. Lezzetsiz ama hijyeniktir.

Pasta tüketecekseniz dilimlenmiş yaş pastalara ağırlık vermeyiniz. Detayına girmeyeceğim, başım belaya girebilir.”

Diyorum ya bu aşçının itirafları umarım doğru değildir ama insanın çocuğu olunca ve geçen yıl gittiği Türkiye’nin en önde gelen otelin yemeği ile zehirlendiyse, iyice kafasının karışması ve mutfağına girip, “Eee ne var bu akşam yemekte?” diye sormak istemesi gayet normal karşılanabilir.

Bebeğimiz doğmadan önce gittiğimiz tatillerden bir tanesi müthişti. (Hadi bu da benim kıyağım olsun otele. Perdue idi ismi.) Detaya girmeyeceğim yukarıda anlattıklarımı fazlasıyla yaşadığımız müthiş bir yerdi ama çok önemli bir kuralları vardı. “Biz çocuklu ailelere hitap etmiyoruz, biz çiftlere çok keyifli bir tatil vaat ediyoruz” mantığı ile oluşturulmuş bir yerdi ve çocuk amiyane tabiri ile yasaktı.Temennim odur ki, sadece çocuklu aileler için de bir otel olmalı ve kuralları da “Bizim konseptimiz çocuklu aileler için ve biz bu sebeple çocuksuz aile kabul etmiyoruz” mantığı ile oluşturulmalı. Ama sanki kendi çocuklarına hazırlarcasına oluşturacakları bir ortam ile.

Yeter ki sevgimize sabır da dahil olsun, çocukla her şeyin tadını doya doya çıkarabiliriz o zaman;) …

Sevgiyle ve sabırla kalın…

Keyifli tatiller…

Paylaşmak Güzeldir :)
Share on Facebook0Pin on Pinterest0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0

Çocukla Tatil” üzerine 6 yorum

  1. Biz de son gittiğimiz tatilde çocuk menülerinin! Baştan savma ve sağlıksızlığından çok rahatsız olmuştuk… sosisler, kızartmalar, spagettiler almış başını gidiyordu, haşlanmış sebze ve yoğurt ekleyerek biraz menüyü düzeltmeye çalıştım hep… bir de benim çocukların gözunde kötü kadın imajım oldu yemelerine izin vermiyorum diye… o yüzden sizin de dediğiniz gibi butik oteller daha güzel?

  2. Yazmis oldugunuz son bolume cok katiliyorum. Nedir bu cocuk kavrami. Dugun davetiyesi gelir altina cocukla gelmeyiniz yazar. Tatile gidersin cocuklu konseptimiz degildir. Misafirlige gidersin aman cocugunu getirme… neden bukadar cok korkuluyor.. cocuklarimiz bizim gelecegimiz degilmiydi. Ne cabuk unutuldu??

    Sizi ayakta alkisliyorum inci hanim. Bilgilendirdiginiz her yazi onem iceriyor.

  3. Inci hanım merhaba,
    Yazınızı genel olarak çok beğendim ama keşke başka anne-babaları başbaşa tatile çıkıyorlar diye defalarca yargılayacağınıza sadece çocuklu tatilin güzelliklerini vurguladığınız bir yazı olsaydı. Anne- babalar dinlenmedikçe çocukları için iyi birer anne-baba olamazlar. Her iki tatil şeklini de denemiş olan 3 yaşındaki bir kız annesi olarak size ikisinin de farklı yeri olduğunu söylemek isterim. “Saygım sonsuz ama anlayışım sıfır” demişsiniz. Anlamanız için bunları ifade etmek istedim.
    Sevgilerle,
    Elif

    1. Aynen Katılıyorum. Maalesef her ailenin bir yardımcısı ya da annane babanne gibi faktörleri olmuyor. Hele bir de anne çalışıyorsa, ev işi, çocuk bakımı… Ehhh insan nihayetinde 3-5 gün Eşiyle başbaşa tatil anlaşılabilir olsa gerek diye düşünüyorum bende.

  4. Çocuğumla geçirdiğim tatil çok keyif verici gerçekten.. O mutlu olduğunda bende çok mutlu oluyorum. Ve artık tatilimi onun keyif alabileceği ve gelişimini pozitif yönde etkileyeceğini düşündüğüm , bol yeşil alanın olduğu, bağ, bahçe içinde otellerden yana kullanmaya çalışıyorum ve ben de bu tarz yerleri sevdiğim için sıkıntı olmuyor. Ama eğer imkan varsa 1-2 gün eşimle başbaşa vakit geçirmenin bi zararı olmayacağını düşünüyorum.. Sizde zaten belirtmişsiniz, yaşından +1 gün..Zaten daha fazla ayrı kalmaya da biz dayanamayız..Birçok çocuk gelişimi kitabında da eşimizle birlikte ayrı vakit geçirmemiz gerektiği yazıyor, yanılıyor muyum? Bazen ihtiyaç duyuyor insan başbaşa kalmaya..
    Sevgiler..

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>