Kategori arşivi: “Bir Çocuğumuz Olmalı Artık” ve Hamileliğim

Bir Çocuğumuz Olmalı Artık ve Hamileliğim

Kendimi bildim bileli severim çocukları, sabrımın sınırları diye bir şey yoktur söz konusu çocuklar ise.
Üniversite yıllarımda çocuk esirgeme kurumlarında gönüllü ablalık yapardım hafta sonları. O kadar gönüllü ki hem de, bütün çocuklara sınırsız, koşulsuz sevgimi, ilgimi vermeye çalışırdım taa ki ben aşırı derecede hepsine bağlanıp, onları kurumlardan kurtarmaya çalışana kadar . Nasıl yapabilirdim ki bir üniversite öğrencisiydim, yapabilirdim belki insanın gücü nelere yetmez ki yeter ki istesin, belki de korktum bilmiyorum.

Derken iş hayatı koşturmacası başladı benim için, şehir dışı seyahatlerim çok artmıştı, gönüllü ablalık yaptığım çocuklarımı güvenebileceğim ellere teslim ettim ama benim için çok zor olmuştu .

İş hayatı koşturmacasında hayatımın aşkı ile tanıştım ve 1 yıl sonra evlendik. Bir çocuk sevdalısı bulmuştum kendim gibi. Eşim evlendiğimiz ilk gün başladı bir çocuğumuz olsa dileklerini iletmeye bana. Bense hazır mıyız çok büyük bir sorumluluk iyi birer anne baba olabilir miyiz endişelerini taşıyordum. Hiç üşenmeden yılmadan eşim bana her gün çocuk istiyorum dedi  ve her konuyu çok büyük bir başarı ile çocuğa getiriyordu.
Ne zaman bir hamile görsek “ bizimde çocuğumuz olsa dimi ne güzel”
Ne zaman dışarı da bir çocuk görsem sevsem “ kendi çocuğumuz olsaydı onu da severdik böyle dimi ne güzel”
Ne zaman ne yapsak acaba bu hafta sonu diye sorsam “çocuğumuz olsaydı parka götürürdük dimi ne güzel”
….

Ben de öyle çok istiyordum ki ama endişeler kaygılar korkular düşünceler bırakmıyordu peşimi.
Evliliğimizin üzerinden 5 ay geçti ve ben de artık dayanamıyordum çocuksuz yaşamaya ve bu düşüncemi eşime doğum gününde güzel bir sürprizle açıklamaya karar verdim. Hem eşim hem de benim için hayatımızın en güzel hediyesi olacaktı. Bu güzel haberi verme şeklim için ömür boyu bizim için çok güzel bir anı niteliğinde olacak bir video hazırladım. Bu video da aile ve arkadaşlarımızın ve en son da benim güzel notlarını paylaştım.

Eşim çılgına dönmüş ve çok duygulanmıştı. Çok geçmedi eşimin doğum gününden tam 1 ay sonra hamile kaldım.

Hamileliğimi 8 Ocak 2013 te yaptığım test ile öğrendim ve hayatımda ilk defa mutluluktan ağladım.

Tabi hamileliğim hiç kolay geçmedi. Hayatımın en zor dönemini yaşadım sonunda hayatımın en büyük mutluluğuna kavuşacağım düşüncesini aklımdan hiç çıkarmadan. Ama bu denli büyük bir mutluluk olacağını tahmin bile edemiyordum bebeğimi kucağıma almadan.

Çok zor ve çok yalnız bir hamilelikti yaşadığım. Ailem ve tüm sevdiklerim başka şehirlerdeydi, ben ise evlilik sebebiyle gelmiştim İstanbul’a. Sadece eşim ve komşumdu arkadaşım, dostum, yardımcım, desteğim benim. İlk 3 ay mide bulantılarım o kadar ağırdı ki yataktan dahi kalkamadım başucu kitabimin yerini artık leğen ve poşetler almıştı ve hızla kilo kaybetmeye devam ediyordum. Hamileliğimin 2. ayında kanamam oldu ve düşük riski taşıdım ve hormon yüklemesi yapmaya başladık. Hem hormon yüklemesi hem de yaşadığım düşük riski bütün sinir sistemimi alt üst etmiş ve hayattan hiç keyif alamaz bir hale gelmiştim ve yine yalnızdım.

3. ayımı doldurunca düşük riskinden kurtulmuştum ama hemen akabinde beynimde kapkaranlık düşünceler yer almaya başladı. Sanki kalbim ve beynimi bir şeyler ele geçirmiş gibiydi, eski İnci’den eser yoktu artık. Ufacık şeylerden mutlu olan İnci gitmiş yerine mutsuz, umutsuz bir İnci gelmişti. Bu kadar mutsuzlukta ciddi kaygılar kendini göstermeye başladı: hazır miyim, erken miydi, iyi mi bir anne olabilecek miyim, çok büyük bir sorumluluk bebeğime yetebilecek miyim ve aşırı duygusallık ile her şeye ağlamalar… Ve yine yalnızdım. Herhangi bir film herhangi bir haber kanalı izlerken, yavru hayvanlar, abur cubur yerken ki hüznüm ya zarar veriyorsam diye hele ki sokak çocukları dayanılmazımdı ve kaçınılmaz son depresyon. Ağır bir depresyon geçiriyordum artık, eşimle doktor doktor gezmeye başladık, bütün psikologlardan aynı cevabı alıp dönüyorduk: “hamilelik depresyonu, yüklenen aşırı hormonlar ile üst seviyede seyrediyor.” ve yine yalnızdım.

6.ayımda artık keyfini sürmeye başlayacaktım ki hamileliğimin gebelik siyatiği denen bir şey yapıştı kalçama ve yürüyemez oldum. Ağır bir siyatik kendimi toplamaya başlarken yine yerle bir etmişti beni. Esimden sonraki ikinci dayanağım koltuk değneklerimdi artık. Yine başlamıştık doktor doktor gezmeye. Ultrason, röntgen vb çektiremiyordum ya bebeğime bir şey olursa kaygısı ile. Ve fizik tedaviye başladık, manuel bir fizik tedaviydi, el ile siyatik sinirleri yumuşatılmaya çalışıyordu. 8. ayımın sonuna kadar siyatikle birlikte yaşadım. Çoğu zaman kilitlenip kalıyor , koltuk değnekleri bile işe yaramıyordu ama alışmıştım, depresyon da gerilemiş ve yine eski İnci olma yolunda ilerliyordum , siyatik bile olsa, yürüyemez bile olsam yüzümde hep bir gülümseme yerini almış ve küçücük şeyler ile yeniden mutlu olmaya başlamıştım.

9. ayımdaydım artık ve ben ısrarla normal doğum istiyordum ve sancımın gelmesi için beklemeye başlamıştık. İlk defa böyle bir şey olduğu için doğum sancısının nasıl bir şey olduğunu bilmiyor ve gaz sancısını bile acaba bu doğum sancısı mıydı demeye başlamıştım:)

Son zamanlarda artık hemen hemen her gün doktorumuz Aykut hocanın yanına gidiyor ve kontrol oluyordum.

Ve tarih 09.09.2013’tü artık. Hamileliğimde tam tamına 40 hafta +2 günlük olmuştum, ama hala ne sancı vardı ne de doğum için bir belirti. Doktor kontrolü diye çıktık eşimle birlikte evden , belki doğuma gideriz oradan diyerek mutlu bir fotoğraf çektirdik kapıdan çıkarken:)

IMG-20130910-WA0000

Doktorumuz kontrolde bebeğin kalp atışlarını beğenmediğini, acil doğuma alacağını söyledi bize. Bir yandan ağlıyordum, bir yandan korkudan titriyordum, bir yandan normal doğum yapamayacağım için sinirleniyordum, bir yandan da bebeğimize kavuşacağımız için seviniyordum. O kadar değişik duygular içerisindeydim ki.

Eşim herkese haber verdi ve beni hemen ameliyathaneye aldılar. Epidural sezeryana hazırlamaya başladılar. Ben hala ağlamaya devam ediyordum, hiç bu kadar korkmamıştım, “bebeğin kalp atışlarını beğenmedim” sözü aklımdan çıkmıyordu. Bir yanda eşim elimi tutuyor , bir yandan da doktorumuz güzel güzel konuşmaları ile beni sakinleştirmeye çalışıyordu. Hem eşim hem de doktoruma çok güveniyordum  ama yine de ağlıyordum.

Saat 17:10 da hayatımdaki en güzel sesi duydum, hayatımdaki en güzel yüzü gördüm. Bütün sıkıntılarım bitmiş, mutluluktan ölebilirdim, böyle bir duygu için değil 40 hafta 40 yıl bile bekleyebilirdim.

Koynuma verdiler bebeğimi, çok sağlıklı dedi doktorumuz, öptümmm öptümm öptümmm, kokladımmm kokladımmm kokladımm. “Merhaba bebeğim ben annenim, sana görür görmez aşık oldum, hoş geldin yavrum” dedim ve sonrasını hatırlamıyorum çünkü dikişlerim için bana bir ilaç vermişlerdi ve uykuya rüyalara hayallere geçmiştim.

Şuan bebeğimiz 10 buçuk aylık.
Şimdiki aklım olsaydı eğer;
Hiç beklemezdim böyle bir duygu için,
hiç dayanamazdım çocuksuz bir hayata,
hiç nefes alamazdım bebeğim olmadan
Çocuk dünyanın en büyük saadetiymiş gerçekten de…
Seni seviyoruz bebeğim.

IMG-20130910-WA0008

Annelik içinde her gün kelebeklerin uçuşmasıymış meğer,

Annelik yüreğini ellerinde taşımakmış meğer…

IMG-20130910-WA0010

 

Paylaşmak Güzeldir :)
Share on FacebookPin on PinterestTweet about this on TwitterShare on Google+Share on Tumblr